İklim değişikliğinin kurumsal risk haritasına girişi, karbon odaklı tartışmada su riskinin gölgede kalmasına neden oldu. Oysa WEF'in 2024 Küresel Riskler Raporu, su krizini on yıldır küresel risk sıralamasının üst beşinde tutmaya devam ediyor. Türkiye bu risk için özellikle kritik bir coğrafyada yer alıyor: OECD tahminlerine göre 2040'a kadar Türkiye'nin su stresine maruz kalacak nüfus oranı %40'ı aşabilir.

İmalat, tarım-gıda, tekstil ve enerji sektörlerindeki kurumlar için su riski üç kanaldan geliyor: Fiziksel kıtlık (tesis lokasyonundaki su kaynağının azalması), düzenleyici kısıtlama (su çekimi kısıtları, deşarj standartlarının sertleşmesi) ve itibar riski (su kullanımı yoğun sektörlerde müşteri ve yatırımcı baskısı).
Su Riski Değerlendirmesi: WRI Aqueduct Araçları
World Resources Institute'ün Aqueduct platformu, tesis lokasyonu bazında su stresini beş boyutta ölçüyor: Temel su stresi, mevsimsel değişkenlik, seller, yer altı suyu tükenmesi ve su kalitesi. Bu araç, şirketlerin tesis portföyünü su riski perspektifinden haritalandırması için temel başlangıç noktası.
CDP Su Programı ise kurumsal düzeyde su riskleri, fırsatlar ve yönetim yaklaşımının raporlanmasını standartlaştırıyor. 2024 itibarıyla 4.000'i aşkın şirketin raporladığı platform, özellikle AB'deki büyük alıcıların tedarikçi su riski değerlendirmesinde kullandığı temel veri kaynağı.
Sektörel Su Ayak İzi: Nerede Ne Kadar?

ISO 14046 Su Ayak İzi standardı, ürün ve süreç bazında su kullanımının nicel değerlendirmesini tanımlıyor. GHG Protokolü'nün karbon için yaptığını, ISO 14046 su için yapıyor.
Türkiye'nin en su yoğun sektörlerinde tipik değerler:
— Tekstil: Boyama ve apre süreçlerinde üretilen kumaş başına 100-300 litre su. Gelişmiş tesislerde kapalı devre sistemleriyle %60-70 geri kazanım mümkün.
— Tarım-gıda: Hammadde kaynaklı su (Kapsam 3 eşdeğeri) toplam su ayak izinin %70-90'ını oluşturuyor.
— Kâğıt: Ton kâğıt başına 10-20 m³ su; modern tesislerde kapalı devre ile 2-5 m³'e düşürülebiliyor.
— Çelik: Soğutma suyu baskın; yeniden kullanım sistemleri standart hale gelmiş durumda.
Su Yönetim Sistemi: ISO 14046 ve Ötesi
Etkin kurumsal su yönetimi dört aşamada yapılandırılır:
1. Ölçüm ve haritalama: Su çekimi, tüketimi ve deşarjı kaynak bazında takip edilmeli. Enerji yönetiminde sayaç altyapısı nasıl zorunluysa, su yönetiminde de alt sayaç sistemi önkoşul. Ölçülemeyen yönetilemez.
2. Hedef belirleme: Mutlak su tüketimi hedefleri ile üretim birimi başına yoğunluk hedefleri. Science-Based Targets for Nature (SBTN), su için havza düzeyinde bağlamsal hedefler oluşturmanın metodolojisini tanımlıyor.
3. Azaltım yatırımları: Su geri kazanım ve yeniden kullanım sistemleri, proses suyu döngüsü kapatma, soğutma kulesi optimizasyonu, sızıntı tespiti programları. Yatırım önceliklendirilmesi, enerji verimliliğinde olduğu gibi geri ödeme süresi ve risk azaltım değeri üzerinden yapılmalı.
4. Havza etkileşimi: Su riski yerel — tesisin bulunduğu havzanın durumu belirleyici. Havza ortaklıkları ve yerel su yönetimi girişimlerine katkı, hem risk azaltım hem lisans-to-operate yönetimi açısından değer taşıyor.
Yatırımcı ve Alıcı Baskısı Artıyor
MSCI ve S&P Global gibi ESG derecelendirme kuruluşları, su riski bileşenini metodolojilerine entegre etti. Özellikle gıda, tekstil ve içecek sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin ESG skoru su yönetimi performansından doğrudan etkileniyor.
Su riskini bugün yönetmeye başlamayan şirketler, iki-üç yıl içinde hem sermaye maliyeti hem müşteri niteliği hem de operasyonel sürdürülebilirlik açısından bedelini ödeyecek.
Su riski değerlendirmesi, su ayak izi hesaplama ve su yönetim sistemi kurulumu için danışmanlık hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.