İklim kriziyle eş zamanlı ve birbirine bağlı gelişen bir başka kriz daha var: Biyoçeşitlilik kaybı. WEF'in 2024 Küresel Riskler Raporu, biyoçeşitlilik kaybını ve ekosistem çöküşünü on yıllık perspektifte etki büyüklüğü açısından iklim değişikliğinin önüne geçirdi. Dünya Ekonomik Forumu'nun tahminlerine göre küresel GDP'nin 44 trilyon dolarlık kısmı — yaklaşık yarısı — doğa ekosistem hizmetlerine orta ila yüksek derecede bağımlı.

Bu gerçeklik, kurumsal ESG gündeminde iklim değişikliğinin ardından biyoçeşitlilik ve doğa risklerinin hızla yükselmesini açıklıyor. TNFD (Doğayla İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü), TCFD'nin doğa için oluşturulmuş eşdeğeri olarak 2023'te nihai çerçevesini yayımladı.
TNFD Çerçevesi: TCFD'den Farklılaşan Boyutlar
TNFD, TCFD'nin mimari yapısını (yönetişim, strateji, risk yönetimi, metrikler ve hedefler) temel alıyor ama doğanın özgün karmaşıklığından kaynaklanan önemli farklılıklar içeriyor:
Lokasyon bağımlılığı: Karbon küresel homojen bir etki yaratır; biyoçeşitlilik etkisi lokasyona göre radikal biçimde değişir. Aynı miktarda arazi baskısı, yüksek biyoçeşitlilik bölgesinde ve yoğun tarım alanında çok farklı önem taşır. Bu nedenle TNFD, lokasyon temelli değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.
Dört doğa boyutu: İklim tek boyut (GHG emisyonu); doğa dört ekosistem boyutunu kapsıyor: kara, deniz ve kıyı, tatlı su, atmosfer.
Bağımlılık ve etki analizinin ikili yapısı: TNFD hem şirketin doğadan bağımlı olduğu hizmetleri (ekosistem hizmetleri) hem şirketin doğa üzerindeki etkilerini eş zamanlı değerlendiriyor.
LEAP Metodolojisi: Doğa Riskini Sistematik Değerlendirmek

TNFD'nin önerdiği LEAP analiz yaklaşımı dört adımdan oluşuyor:
L – Locate (Konumlandır): Şirketin operasyonları ve değer zinciri, doğayla kesiştiği lokasyonlarda haritalanır. IBAT (Integrated Biodiversity Assessment Tool) veya WRI'nın Aqueduct Biodiversity platformları bu haritalama için kullanılabilen araçlar.
E – Evaluate (Değerlendir): Her lokasyonda şirketin ekosistem hizmetlerine bağımlılığı ve doğa üzerindeki etkileri değerlendirilir. Küresel biyoçeşitlilik tehdit alanlarıyla örtüşme özellikle kritik.
A – Assess (Ölç): Tanımlanan bağımlılık ve etkiler, kurumsal risk ve fırsatlara dönüştürülür. Bu aşama TCFD'deki senaryo analizinin eşdeğeri.
P – Prepare (Hazırlan): Strateji ve yönetim yanıtları geliştirilir; metrikler ve hedefler belirlenir.
Türkiye'de Sektörel Biyoçeşitlilik Riski
Türkiye, küresel biyoçeşitlilik hot-spot'larından birinde yer alıyor — Akdeniz havzası, dünyanın 36 biyoçeşitlilik sıcak noktasından biri. Bu coğrafi gerçek, bazı sektörlerde özellikle yüksek doğa riski profili oluşturuyor:
— Tarım ve gıda: Tozlaşmaya bağımlılık (bal arısı popülasyonu kaybı), toprak bozulması, sulama kaynaklarının ekosistem etkisi.
— İnşaat ve altyapı: Arazi dönüşümü; özellikle koruma alanları ve sulak alanlar yakınındaki projeler.
— Turizm: Ekosisteme doğrudan bağımlılık ve baskı riski. Kıyı, dağ ve yaban hayatı turizmi özelinde.
— Balıkçılık ve su ürünleri: Deniz biyoçeşitlilik baskısı ve aşırı avlanma riski.
Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ve Kurumsal Yansımaları
2022'de imzalanan Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin "30x30" hedefi — 2030'a kadar küresel arazi ve denizlerin %30'unun korunması — hem düzenleyici hem operasyonel baskı yaratıyor. AB'nin Doğa Restorasyon Kanunu (2024) bu çerçevenin yasal karşılığı.
Şirketler için bu gelişmelerin anlamı: Biyoçeşitlilik baskısı yüksek sektörlerde düzenleyici maliyet artışı, hassas lokasyonlarda operasyon izni güçleşmesi ve yatırımcıların doğa riski eksikliği nedeniyle ESG puanını aşağı çekmesi.
TNFD uyum değerlendirmesi, LEAP analizi, biyoçeşitlilik risk haritalaması ve Science Based Targets for Nature (SBTN) hedef belirleme süreci için danışmanlık hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.